Lev Nikolayeviç Tolstoy un hayatı

16/1/2009 · Kategori: BILIM ADAMLARI

Lev Nikolayeviç Tolstoy (9 Eylül 1828 - 20 Kasım 1910)

Büyük bir rus yazarı, fikir, eğitim, sanat dünyasının en ünlü kişilerinden biridir. Zengin bir ailenin çocuğu olarak Yasnaya-Polyana’da doğdu. Çok küçük yaşlarında önce annesini, sonra babasını kaybetti, yakınlarının elinde büyüdü. Çocukluğundan beri gerçekleri incelemeye karşı büyük bir ilgisi vardı. Öğrenimini tamamlamak için Moskova’ya gitti. Çalışkan zeki bir öğrenci olarak başarı ve sevgi kazandı. Fransızcasını ilerletmiş, Voltaire’i ve J. J. Rousseau’yu okumuş, bu iki yazarın kuvvetle etkisinde kalmıştı. Yasnaya-Polyana’ya döndü, yoksul köylüler arasına katıldı. İlk eseri olan “Çocukluk’u” bu sıralarda yazdı.

Bir süre sonra orduya girdi; Kafkasya’ya gitti. Kafkas halkının yoksulluk dolu yaşayışlarını ele aldığı izlenimlerle ilk gerçekçi hikayelerini yazdı. 1854′te Kırım savaşı’na subay olarak katıldı. Sonra askerlikten ayrılıp Petersburg’a gitti. Bir kısım eserlerini oldukça sakin geçirdiği o yıllarda yazdı. Gene de içinde aradığını bulamayan bir ruh çalkalanıyordu. Batı Avrupa ülkerinde uzun bir gezintiye çıktı. Almanya, Fransa, İsviçre’de dolaştı. Yurduna dönüşünde gene Yasnaya-Polyana’ya yerleşti. Asalet ünvanlarından, lüksten sıkılıyordu. Köyünde bir okul kurdu. Bu okul, öğrenim, eğitim bakımından yepyeni bir kurumdu. Huzura kavuştuğuna kanaat getirdikten sonra, 1862′de evlendi.

Tolstoy evlendiğinde karısı Sophie Behrs 16 yaşında idi.Bu evlilik onun düzenli bir hayat özlemini giderecekti.Karısına önceki yaşamı,özelliklede yanlarında çalışan kadın kölelerle olan cinsel ilişkileri anlattığı günlüklerini evlendikleri gün okuması için vermiş ve önceki hayatındaki yaptığı yanlışları öğrenmesini istemiştir.Fakat cinselliğe düşkünlüğü evlilikleri boyunca sürdü.Bu evlilkten 12 cocukları oldu bu çocuklardan 5′i öldü.Eserlerinin en kuvvetli olan iki romanı “Savaş ve Barış” ile “Anna Karenina’yı”, bu sıralarda yazdı.Karısı eserlerini yazmasında en büyük yardımcısıydı,hatta “Savaş ve Barış”ı 12 kez düzeltmelerini yapıp yazmıştır. Aradan bir süre geçince yeniden, bu sefer eskilerden daha şiddetli bir moral çöküntüsüne uğradı. Geniş halk yığınlarının, özelikle Rus köylüsünün yoksul, perişan durumu onu çok üzüyordu. Bütün servetini köylülere dağıttı, her haliyle onlar gibi yaşamaya başladı. Kaba saba giyiniyor, giydiği her elbiseyi kendisi dikiyordu. Değişmeyen tek tarafı bıkıp usanmadan yazmasıydı. “Kruetzer Sonat”, “Efendi ile Uşak”, “Karanlıkların Gücü”, “İman nedir”, “İnciler”, “Kilise ve Devlet”, “İtiraflarım” hep bu yılların ürünleridir.

Eserlerinde insanlığın çeşitli meselelerine değinen Tolstoy’un dünya ölçüsünde bir sanat ve fikir değeri vardır. Kendi ülkesinin toplumsal siyasal çalkantılarını, halkının yaradılışını, yaşayışını gerçekten büyük bir ustalıkla yansıtmıştır. Gerçekçi edebiyatın en büyük temsilcilerinden olduğu kadar, bir filozof bir eğitimci olarak da ün kazanmıştı. Yukarıda sayılanların dışında “Diriliş”, “Gençliğim”, “Çocukluk”, “Hacı Murat (roman)”, “Ayaklanış”, “Sergey Baba”, “Tanrı Bizim İçimizdedir”, “Kazaklar”, “Tesadüf”, “İki Süvari” gibi eserleri vardır.

82 yaşında vefat eden Tolstoy birçok kez büyük sıkıntılar yaşamıştır.Tolstoy ömrünün son yıllarını büsbütün derbeder bir şekilde geçirdikten sonra, bir küskünlük sonucunda, evini bırakıp yollara düştü. Bir gün küçük bir kasaba istasyonunda, hayata gözlerini yumdu.

Romanları
Anna Karenina
Diriliş
Savaş ve Barış
İtiraflarım
Kereutzer Sonata
İnsan Ne İle Yaşar?
Hacı Murat

Öyküleri
Ağdaki Kuşlar
Ateşi Kıvılcımken Söndürmeli
Baskın
Davulun Sesi
Efendi ile Uşak
Erik Çekirdeği
İvan İlyiç’in Ölümü

Masalları
Fil ile Tilkiler
Masallar
Tolstoy’dan Masallar

Günlük ve Mektuplar
Tolstoy’un Günlüğü

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Ünlü Türk ve Müslüman Bilimadamları

16/1/2009 · Kategori: BILIM ADAMLARI

Abdüsselam ( 1926 - ...) Fizik bilgini, ilk nobel ödülü alan müslüman bilim adamı.
Ahmed Bin Musa ( 10. yüzyıl ) Sistem mühendisliğinin öncüsü. Astronom ve Mekanikçi.

Ahiz ( 776 - 869 ) Zooloji İlminin öncülerindendir. Hayvan gübresinden amonyak elde etmiştir.
Akşemseddin ( 1389 - 1459 ) Pasteur'dan önce mikrobu bulan ilk bilim adamı, İstanbul'un fethinin manevi babasıdır. Fatih sultan Mehmet' in hocasıdır.
Ali Bin Abbas ( ? - 994 ) 1000 sene önce ilk kanser ameliyatını yapan bilim adamı. Kılcal damar sitemini ilk defa ortaya atan bilim adamıdır. Eski çağın en büyük hekimlerinden olan Hipokrates'in (Hipokrat) doğum olayı görüşünü kökünden yıktı.
Ali Bin İsa ( 11 yüzyıl ) İlk defa göz hastalıkları hakkında eser veren müslüman bilim adamı.
Ali Bin Rıdvan ( ? - 1067 ) Batıya tedavi metodlarını öğreten islam alimi.
Ali Kuşçu ( ? - 1474 ) Ünlü bir türk astronomi ve matematik bilginidir.
Ammar ( 11 yüzyıl ) İlk katarak ameliyatını kendine has biçimde yapan müslüman bilim adamı.
Battani ( 858 - 929 ) Dünyanın en meşhur 20 astrononumdan biridir. Trigonometrinin mucidi, sinus ve kosinüs tabirlerini kullanan ilk bilgin.
Beyruni ( 973 - 1051 ) Dünyanın döndüğünü ilk bulan bilim adamı ümit burnu, amerika ve japonyanın varlığından bahseden ilk bilim adamı. Beyruni Amerika kıtasının varlığını Cristof Colomb'un keşfinden 500 sene önce bildirmiştir. Matematik, Jeoloji, Coğrafya, Tıp, Felsefe, Fizik, Astronomi gibi dallarda eserler yazmıştır. Çağın en büyük alimidir.
Bitruci ( 13 yüzyıl ) Kopernik'e yol açan öncülük eden astronom bilim adamı.
Cabir Bin Eflah ( 12 yüzyıl ) Ortaçağın büyük matematik ve astronom bilginidir . Çubuklu güneş saatini bulan ilk bilim adamıdır.
Cabir Bin Hayyam ( 721 - 805 ) Atom bombası fikrinin ilk mucidi ve kimyanın babası sayılır. Maddenin en küçük parçası atomun parçalanabileciği fikrini bundan 1200 sene önce ortaya atmıştır.
Cezeri ( 1136 - 1206 ) İlk sistem mühendisi ve ilk sibernetikçi ve elektronikçidir. Bilgisayarın babası; oysa bilgisayarın babası yanlış olarak ingiliz matematikçisi Charles Babbage olarak bilinir..
Demiri ( 1349 - 1405 ) Avrupalılardan 400 yıl önce ilk zooloji ansiklopedisini yazan alimdir ... "Hayatül Hayavan" isimli kitabı yazmıştır.
Dinaveri ( 815 - 895 ) Botanikçi ve astronom bir alim olarak bilinir.
Ebu Kamil Şuca ( ? - 951 ) Avrupaya matematiği öğreten islam bilgini.
Ebu'l Fida ( 1271 - 1331 ) Büyük bir bilgin tarihçi ve coğrafyacıdır.
Ebu'l Vefa ( 940 - 998 ) Matematik ve Astronomi bilginidir trigonometriye tanjant, kotanjant, sekant ve kosekantı kazandıran matematik bilginidir.
Ebu Maşer ( 785 - 886 ) Med-Cezir olayını (gel-git) ilk keşfeden bilgindir.
Evliya Çelebi ( 1611 - 1682 ) "Büyük Türk Seyyahı" ve meşhur "Seyahatname"nin yazarıdır.
Farabi ( 870 - 950 ) Ses olayını ilk defa fiziki yönden ele alıp açıklayıp izah getiren ilk bilgindir.
Fatih Sultan Mehmet ( 1432 - 1481 ) İstanbulu feth eden ve havan topunu icad eden yivli topları döktüren padişahtır. Fatih'in kendi icadı olan ve adı "Şahi" olan topların ağırlığı 17 ton ve bakırdan dökülmüş olup 1.5 ton ağırlığındaki mermileri 1 km ileriye atabiliyordu bu topları 100 öküz ve 700 asker ancak çekebiliyordu..
Fergani ( 9 yüzyıl ) Ekliptik meyli ilk defa tesbit eden astronomi alimi.
Gıyasüddin Cemşid ( ? - 1429 ) Matematik alimi. Ondalık kesir sistemini bulan Cemşid cebir ve astronomi alimidir.
Harizmi ( 780 - 850 ) İlk cebir kitabını yazan ve batıya cebiri öğreten bilgin. Adı algoritmaya isim oldu rakamları Avrupa' ya öğreten bilgin. Cebiri sistemleştiren Bilgin.
Hasan Bin Musa ( ? - ? ) Dünyanın çevresini ölçen, üç kardeşler olarak bilinen üç kardeşten biri..
Hazini ( 6 - 7 yüzyıl ) Yerçekimi ve terazilerle ilgili izahlarda bulunan bilgin.
Hazerfen Ahmed Çelebi ( 17 yüzyıl ) Havada uçan ilk Türk. Planörcülüğün öncüsü.
Huneyn Bin İshak ( 809 - 873 ) Göz doktorlarına öncülük yapan bilgin.
İbni Avvam ( 8 yüzyıl ) Tarım alanında ortaçağ boyunca kendini kabul ettiren bilgin.
İbni Battuta ( 1304 - 1369 ) Ülke ülke , kıta kıta dolaşan büyük bir seyyah.
İbni Baytar ( 1190 - 1248 ) Ortaçağın en büyük botanikçisi ve eczacısıdır.
İbni Cessar ( ? - 1009 ) Cüzzam hastalığının sebeb ve tedavilerini 1000 sene önce açıklayan müslüman doktor.
İbni Ebi Useybia ( 1203 - 1270 ) Tıp Tarihi hakkında eşsiz bir eser veren doktor. İbni Fazıl ( 739 - 805 ) 12 asır önce ilk kağıt fabrikasını kuran vezir.
İbni Firnas ( ? - 888 ) Wright kardeşlerden 1000 sene önce ilk uçağı yapıp uçmayı gerçekleştiren alim.
İbni Haldun ( 1332 - 1406 ) Tarihi ilim haline getiren sosyolojiyi kuran mütefekkir. Psikolojiyi tarihe uygulamış, ilk defa tarih felsefesi yapan büyük bir islam tarihçisidir. Sosyolog ve şehircilik uzmanı.
İbni Hatip ( 1313 - 1374 ) Vebanın bulaşıcı hastalık olduğunu ilmi yoldan açıklayan doktor.
İbni Havkal ( 10 yüzyıl ) 10 asır önce ilmi değeri yüksek bir coğrafya kitabı yazan alim.
İbni Heysem ( 965 - 1051 ) Optik ilminin kurucusu büyük fizikçi. İslam dünyasının en büyük fizikçisi, batılı bilginlerin öncüsü, göz ve görme sistemlerine açıklık kazandıran alim. Galile teleskopunun arkasındaki isim.
İbni Karaka ( ? - 1100 ) 900 yıl önce torna tezgahı yapan bilgin.
İbni Macit ( 15 yüzyıl ) Ünlü bir denizci ve coğrafyacı. Vasco Da Gama onun bilgilerinden ve rehberliğinden istifade ederek hindistana ulaştı.
İbni Rüşd ( 1126 - 1198 ) Büyük bir doktor, astronom ve matematikçidir.
İbni Sina ( 980 - 1037 ) Doktorların sultanı. Eserleri Avrupa üniversitelerinde 600 sene temel kitap olarak okutulan dahi doktor. Hastalık yayan küçük organizmalar, civa ile tedavi, Pasteur'e ışık tutması, ilaç bilim ustası, dış belirtilere dayanarak teşhis koyma, botanik ve zooloji ile ilgilendi, fizikle ilgilendi, jeoloji ilminin babası.
İbni Turk ( 9 yüzyıl ) Cebirin temelini atan islam bilgini.
İbni Yunus ( ? - 1009 ) Galile'den önce sarkacı bulan astronom.
İbni Zuhr ( 1091 - 1162 ) Endülüsün en büyük müslüman doktorlarından asırlarca Avrupa'da eserleri ders kitabı olarak okutuldu.
İbnünnefis ( 1210 - 1288 ) Küçük kan dolaşımını bulan ünlü islam alimi.
İbrahim Efendi ( 18 yüzyıl ) Osmanlılarda ilk denizaltıyı gerçekleştiren mühendis.
İbrahim Hakkı ( 1703 - 1780 ) Büyük bir sosyolog, psikolog, astronom ve fen adamı. En ünlü eseri "Marifetnâme" ile burçlardan, insan fizyoloji ve anatomisinden bahsetmiştir.
İdrisi ( 1100 - 1166 ) Yedi asır önce bügünküne çok benzeyen dünya haritasını çizen coğrafyacı.
İhvanü-s Safa ( 10 yüzyıl ) Çeşitli ilim dallarını içine alan 52 kitaptan meydana gelen bir ansiklopedi yazan ilim adamı. Astronomi , Coğrafya, Musiki, Ahlâk, Felfese kitapları yazmıştır.
İsmail Gelenbevi ( 1730 - 1791 ) 18 yüzyılda Osmanlıların en güçlü matematikçilerindendi.
İstahri ( 10 yüzyıl ) Minyatürlü coğrafya kitabı yazan bilgin.
Kadızade Rumi ( 1337 - 1430 ) Çağını aşan büyük bir matematikçi ve astronomi bilgini. Osmanlının ve Türklerin ilk astronomudur.
Kambur Vesim ( ? - 1761 ) Verem mikrobunu Robert Koch'dan 150 sene önce keşfeden ünlü doktor.
Katip Çelebi ( 1609 - 1657 ) Osmalılarda rönesansın müjdecisi, coğrafyacı ve fikir adamı.
Kazvini ( 1203 - 1283 ) Ortaçağın Herodot'u müslümanların Plinius'u , astronom ve coğrafyacı bilgin.
Kemaleddin Farisi ( ? - 1320 ) İbni Heysem ayarında büyük islam matematikçisi, fizikçi ve astronom.
Kerhi ( ? - 1029 ) İslam dünyası Matematikçilerinden.
Kindi ( 803 - 872 ) İbni Heysem'e kadar optikle ilgili eserleri kaynak olan bilgin. Fizik, felsefe ve matematik alanında yaptığı hizmetleri ile tanınmıştır.
Kurşunoğlu Behram ( 1922 - ... ) Genelleştirilmiş izafiyet teorisini ortaya atan beyin güçlerimizden. Halen Prof. Behram Kurşunoğlu Amerika da Florida Üniversitesinde teorik fizik merkezinde başkanlık yapmaktadır.
Lagarî Hasan Çelebi ( 17 yüzyıl ) Füzeciliğin atası, osmanlılarda ilk defa füze ile uçan bilgin.
Macriti ( ? - 1007 ) Matematikte başkan kabul edilen Endülüslü Matematikçi ve astronom.
Mağribi ( 16 yüzyıl ) Çağının en büyük matematikçilerinden . Mağribinin eseri olan Tuhfetü'l Ada isimli kitabında üçgen, dörtgen, daire ve diğer geometrik şekillerinin yüzölçümlerini bulmak için metodlar gösterilmiştir.
Maaşallah ( 72? - 815 ) Meşhur islam astronomlarındandır. Usturlabla ilgili ilk eseri veren bilgindir.
Mes'ûdi ( ? - 956 ) Kıymeti ancak 18. 19. Yüzyıllarda anlaşılan büyük tarihçi ve coğrafyacı. Mesudi günümüzden 1050 sene önce depremlerin oluş sebebini açıklamıştır. Mesûdinin eserlerinden yel değirmenlerinin de müslümanların icadı olduğu anlaşılmıştır.
Mimar Sinan ( 1489 - 1588 ) Seviyesine bugün dahi ulaşılamayan dahi mimar. Mimar Sinan tam manası ile bir sanat dahisidir.

<_script /><_script /> <_script /><_script />

Mürsiyeli İbrahim ( 15 yüzyıl ) Piri reisten 52 sene önce bugünkü uygun Akdeniz haritasını çizen haritacı. Günümüzden 500 sene önce kadar önce yaşamıştır.
Nasirüddin Tusi ( 1201 - 1274 ) Trigonometri alanında ilk defa eser veren, Merağa rasathanesini kuran, matematikçi ve astronom.
Necmeddinü-l Mısri ( 13 yüzyıl ) Çağının ünlü astronomlarından.
Ömer Hayyam ( ? - 1123 ) Cebirdeki binom formülünü bulan bilgin. Newton veya binom formülünün keşfi Ömer Hayyama aittir.
Piri Reis ( 1465 - 1554 ) 400 sene önce bu günküne çok yakın dünya haritasını çizen büyük coğrafyacı. Amerika kıtasının varlığını Cristof Colomb'dan önce bilen ünlü denizci.
Razi ( 864 - 925 ) Keşifleri ile ün salan asırlar boyunca Avrupa'ya ders veren kimyager doktor ünlü klinikçi.
Sabit Bin Kurra ( ? - 901 ) Newton' dan çok önce diferansiyel hesabını keşfeden bilgin. Dünyanın çapını doğru olarak hesaplayan ilk islam bilgini. Matemetik ve astronomi alimi.
Sabuncu Oğlu Şerefeddin ( 1386 - 1470 ) Fatih devrinin ünlü doktor ve cerrahlarındandır. Deneysel fizyolojinin öncülerindendir.
Seydi Ali Reis ( ?-1562 ) Ünlü bir denizci, matematik ve astronomi alimidir.
Şemsettin Halili ( ?-1397 ) Büyük bir astronomi bilginidir.
Şihabettin Karafi ( ? - 1285 ) Orta çağın en büyük fizikçi ve hukukçularından.
Takiyyüddin Er Rasit ( 1521 - 1585 ) İstanbul rasathanesi ilk kuran çağından çok ileride asrın önde gelen astronomi alimidir.
Uluğ Bey ( 1394 -1449 ) Çağının en büyük astronomu ve trigonometride yeni çığır açan ünlü bir alim ve hükümdar.
Zehravi ( 936 -1013 ) 1000 sene önce ilk çağdaş ameliyatı yapan böbrek taşlarının nasıl çıkarılacağını ve ilk böbrek ameliyatını gerçekleştiren bilim adamı..
Zerkali ( 1029 - 1087 ) Keşif ve hizmetleri ile ün salmış astronomi alimidir.

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Yerkürenin Oluşumu

16/1/2009 · Kategori: BILIM ADAMLARI

Tropik yağmur ormanları ile kuru çöller arasındaki geçiş bölgesinde yer alan geniş çayırlara savan denir. Bu bölge dünyanın en ilginç yabanıl hayvan türlerinden bazılarının yaşaması için uygun bir ortam sağlar. Avrupa ve Asya'nın görece kurak stepleri ile Kuzey Amerika'nın geniş çayırları da otlak olarak kullanılan alanlardandır. Coğrafi bölgelerin kesin sınırları olmadığından bunlar geçiş bölgeleriyle çevrilidir. Bu durum bitki örtüsü kuşakları için de geçerlidir. Büyük ormanların yetişmesi için yeterli olmamakla birlikte belirli ölçüde yağış alan bölgelerde geniş çayırlar uzanır. Bu çayırlara tropik bölgelerin daha az yağış alan kesimlerinde ve astropik bölgelerde savan (Karayip Yerlileri’nin dilindeki bir sözcükten türetilmiştir), kıtaların iç kesimlerinde ise step denir.

Yağmur ve Kuraklık Döngüsü
Savanlar, yani ağaçların yerine daha çok ot ve çalıların yetiştiği büyük düzlükler, tropik yağmur ormanlarıyla çöl kuşağı arasında yer alır. Oldukça çok yağış almakla birlikte, 2-5 ayın yağışsız geçtiği bu bölgeler arasında Brezilya’nın geniş çayırları, Orinoco Irmağı çevresindeki düzlükler ve Orta Afrika’daki Sudan bulunur.
Yağmur ve Kuraklık Döngüsü, Savanlar ve Stepler
Bunların hepsi tropik yağmur ormanları kuşağına komşu bölgelerdir. Bu geniş düzlükler aralarında yer yer ağaç kümeleri bulunan yüksek otlarla kaplıdır. Yağışlı dönemde insan boyuna kadar çıkan bu otlar orada yaşayan hayvanlara hem yiyecek, hem de saklanacak yer sağlar.

Yabanıl Hayvanlar
Yabanıl Hayvanlar, Savanlar ve SteplerSavan ve step bölgelerinde yaşayan hayvanların birbirinden uzak yem ve su kaynaklarına ulaşabilmeleri ve kendilerini düşmanlarından koruyabilmeleri için çok hızlı davranabilmeleri gerekir. Onun için de yağmur ormanlarının sürüngenlerine karşılık, buradakiler koşan ve sıçrayan hayvanlardır. Çoğunun çevreden ayırt edilmelerini güçleştiren kırmızımsı sarı ya da açık gri postları vardır. Zürafa, leopar, sırtlan gibi hayvanların renkli benekli postları keskin dış çizgilerini yumuşatarak Güneş ışığı altında görülmelerini güçleştirir.
Bu hayvanlar ya açık arazide yalnız dolaşır ya da sürüler halinde yaşar. Başlıcaları gnu, zebra, fil gibi büyük memeliler ve aslan, panter, çakal, akbaba gibi etoburlardır. Kuraklık bu bölgelere büyük zarar verir.

Yabanıl Hayvanlar, Savanlar ve Stepler

Bu dönemlerde otlar kurur, ağaçlar yapraklarını döker, hayvanlar yiyecek bulabilecekleri yerlere göç etmeye başlar. Bu tür kuraklık dönemlerinin ancak en güçlülerin yaşamını sürdürebildiği doğal seçme süreci işlevi gördüğü söylenebilir.

Çöle Giden Yol
Çöle Giden Yol, Savanlar ve SteplerKurak savanlar sulak savanlarla çöl arasında bir kuşak oluşturur. Bu bölgelerde biri yağışlı, öteki yağışsız olmak üzere iki mevsim yaşanır. Yağış mevsimi ne kadar kısa, dolayısıyla kuraklık ne kadar uzun sürerse (bazen 7,5 ayı aşar), burada yetişebilen dikenli bitkiler de o kadar bodur olur ve otlar belirli noktalarda toplanarak ada benzeri bir görünüm alır. Gündüzleri 45-50 dereceye kadar çıkabilen sıcaklık, geceleri büyük düşüş gösterir. Kısa süren yağış mevsimindeki şiddetli sağanaklar taşkınlara yol açar.


Tarım
Tarım, Savanlar ve SteplerSavan bölgeleri tarih öncesi dönemlerden beri insanlara içine girilmesi zor tropik yağmur ormanlarından daha uygun yaşama koşulları sunmuştur. Bugün savanlarda yaşayanların büyük bölümünü yerleşik köylüler oluşturmaktadır. Bu köylüler daha çok buğday, mısır, darı, yam ve manyok ekmekte, ırmakların bulunduğu vadilerde pirinç de yetiştirmektedirler.

Tropik yağmur ormanı bölgelerinde sürekli aynı bitkiyi yetiştirerek toprağı yormamak için üstünde tarım yapılan arazi değiştirilirken, savan bölgelerinde tarımı yapılan bitki değiştirilmektedir. Eğer bitki tarımının yanı sıra hayvancılık da yapılıyorsa, bu yoldan doğal gübre de elde edilmektedir. Tahıl gibi taneli bitkilerin yetiştirilmesi için toprağın uzun bir süre önce hazırlanması gerekir. Bu nedenle Afrika’nın savan bölgelerinde Avrupa’dan çok önce yerleşik tarım toplulukları ortaya çıkmış ve bunlar zamanla kalabalık kentlere dönüşmüştür. Savan bölgelerinde yerleşik köylülerin yanı sıra, çobanlık ve hayvancılıkla geçinen göçebeler ve yarı göçebeler de yaşar. Sınırlı olan otlakların aşırı kullanımı çoğu kez ekolojik dengenin bozulmasına yol açarak, aşınmalara, toprak kaymalarına ve bunun sonucunda çöl alanlarının genişlemesine neden olmaktadır.

Stepler
Kıtaların iç bölgelerinde yağış miktarı 500-300 mm’ye düştüğü zaman ormanlar yerini otsu bitkilere ve çalılara bırakır. Step kuşağı denen bu bölgelerde görece kurak, ama çok sıcak olmayan yazları çok soğuk kışlar izler. Doğu Avrupa’nın güneyinden Asya’nın içlerine doğru uzanan step kuşağı Kuzey Amerika’nın ortabatısında prairie, Güney Amerika’da pampa adıyla anılır. Kuraklığın süresine göre buralarda birkaç santimetre yüksekliğindeki otlardan, soğanlı ve yumrulu bitkilere kadar değişen bitki türleri yetişir. İçinde yetişen bitki türlerine göre adlar alan bu alanlarda günümüzde daha çok buğday tarımı yapılır. Bu step kuşağından sonra iç bölgelerdeki çöller başlar.

Savanlar ve SteplerBazı tahıllar steplerde yabanıl olarak yetişen otsu bitkilerden geliştirilmiştir. Bu nedenle daha önce step bölgelerini kaplayan kara topraklı zeminler tahıl tarımına çok uygundur. Avrupa ve Asya’nın steplerinde, aralarında yırtıcı kuşların, sayga antiloplarının, yabanıl eşeklerin de bulunduğu çok sayıda hayvan yaşar. Kuzey Amerika’daki prairie’lerin tipik hayvanları bizonlar, keçiler, çıngıraklı yılanlar ve bir tür kemirgen olan çayır marmotlarıdır. Güney Amerika’da vikunya, guanako ve lamalar yaşar; bu hayvanlar Patagonya’nın soğuk steplerinden Arjantin pampalar’ına kadar uzanan geniş bir alana yayılmıştır. Step bölgelerinin hayvanları tıpkı savan hayvanları gibi, çok iyi görme ve koku alma duyularına sahiptir. Bunlar da çoğunlukla koşan ve sürüler oluşturmaya yatkın hayvanlardır. Büyük sürülere yalnızca Afrika savanlarında rastlanır. Kuzey Amerika’nın bizonları ile Asya’nın atları artık sürüler halinde yaşamamaktadır. Afrika’da ise çeşitli uluslar arası korumacılık örgütleri bu sürülerin kendileri için ayrılan bölgelerde rahatsız edilmeden yaşamalarını sağlamaya çalışmaktadır. Bunların en ünlü örneklerden biri Tanzanya’daki Ngorongoro Krateri Koruma Alanı’dır.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Albert Einstein Kimdir-Albert Einstein Hayatı-Çalışmaları

15/1/2009 · Kategori: BILIM ADAMLARI

Hayatı,Eserleri,Çalışmaları
Einstein, 1879 yılında Güney Almanya’nın Ulm kentinde dünyaya geldi. Babası küçük bir elektrokimya fabrikasının sahibi; annesi ise, klasik müziğe meraklı, eğitimli bir ev hanımıydı. Konuşmaya geç başlaması ve içine kapanık bir çocuk olması, ailesini tedirginliğe düşürmüşse de, sonraki yıllarda bu korkularının gereksizliği anlaşılacaktı. Giderek meraklı, hayal gücü zengin bir çocuk olarak büyüyordu.

Okulu hiçbir zaman sevemedi. Gerçekten de, genç Einstein’ın ileride ortaya çıkacak dehasının temelleri, kendisinin de sonradan belirttiği gibi, okulda değil başka yerlerde atılmıştı: “Çocukluğumda yaşadığım iki önemli olayı unutamam. Biri, beş yaşında iken amcamın armağanı pusulada bulduğum gizem; diğeri on iki yaşındayken tanıştığım Öklit geometrisi.Gençliğinde bu geometrinin büyüsüne kapılmayan bir kimsenin, ileride kuramsal bilimde parlak bir atılım yapabileceği hiç beklenmemelidir!”

Lise öğrenimini 1894′te İsviçre’de tamamladı ve 1896′da Zürih Politeknik Enstitüsü’ne (ETH) girdi.

Einstein, Sırp asıllı Mileva Maric adlı bir fizik öğrenci ile evlendi. Mileva, Einstein’nın 1905′te çıkardığı araştırmanın matematik hesaplarında yardımcı olmuştur. Maks Plank’ın kuantum fiziği teorisi üzerinde çalışıtı ve
1905 yılında ise zürich üniversitesinde New Determination Of Molecular Dimensions adlı doktora tezhini hazırlayıp doktor ünvanını aldı.Aynı zamanda modern fiziğin temelleri hakkında makalelerde yazdı.Annus Mirabilis Paper adlı bu çalışmasının
teorileri,bilim okullarında tartışılmaya başlanmıştı.Bu çalışmalardan Brownia Motia,the Photoelectric Effect ve Special Relativity nobel ödülüne aday gösterildi ve
The Photo Electric Efect ile 1921 yılında nobel fizik ödülünü aldı.Bu çalışma
Quantum fiziği üzerineydi ve hv=k+w formülüyle fotonun olay sonucunda ki enerjisini hesaplamıştır.Ardından “Does the Intertia Of a Bodent?” adlı makalede E=m.c kare formülünü ortaya atmıştır.
Son olarak 1906 da Plank’s Theory Of Radiation and the Theory Specific Heat’i yayınlamıştır.1908 yılında Bern’de okutmanlık ,1909 yılında ise Zürich üniversitesinde profösörlük yapan einstein bir süre de Parague Charles üniversitesinde çalıştıktan sonra tekrar zürichte ki görevine geri dönmüştür.1914 yılında 1.dünya savaşının çıkmasından sonra Bern de yerel bir üniversitede profösörlük yapıp,Prusya da ki Academy of Sciense üye olmuştur.1914 den 1933′e kadar Kaise Wilhelm fizik enstütüsünde müdürlük yapmış sonra da 1920-1946 yılları arsında Leids üniversitesinde Üstün Profösörlük görevinde bulunmuştur.
1917 yılında radyasyonun Quantum Mekaniği üzerinde çalışmalar yapmış ve 1919 yılında da Milevadan boşanıp kuzeni Elsa Löwenthal ile evlenmiştir.Einstein
Löwental dan çoçuk yapmamıştır.1915 yılında Academy Of science de iken genel fizik kuramını oluşturan Newton’un çekim yasalarını kullanarak kendi teorisini
oluşturmuştur.Bu teori ile einstein,hendrik Antoon Lorenta ve Paul Ehrenfest tarafından keşfedilmiştir fakat ingiliz bir çok astronot einstein’ın teorilerini inandırıcı
bulmamışlardır.1917 yılında meydana gelen güneş tutulmasının fotoğraflarının incelenmesinden sonra,einstein’ın teorisi olan kütlenin uzay-zamanı geometrik olarak eğmesi,uzak yıldızlardan gelen ışıkların eğrilmesine neden olduğu düşüncesi ile bu eğrilik iç bükey olmalıydı diye düşünmüştü ve bu teori bilim dünyasında büyük bir yankı uyandırdı.
1921 yılında einstein teorisinin üzerinde çalışmak için Newyork’a  gitti ve 1933 yılında Hitlerin ırkçı politikasından  dolayı alman vatandaşlığından çıkarak amerikan vatandaşlığına geçti.A.B.D’de Princeton üniversitesinde Institute Of Advanced Study’de profösörlüğe başladı ve 1945 yılında buradan emekli oldu.1926 yılında Leo Szilard ile birlikte zehirli gaz çıkarmayan buzdolabı üzerinde çalışmalar yaptılar.
1933 yılında Almanya’da nasyonel Sosyalist partisinin iktidara gelmesiyle yasalar yüzünden çalışmaları engellenen 40 bilim adamı adına Mustafa Kemal Atatürk’e mektup yazmış ve bilim adamlarının Türkiye’de çalışmalarına
izin verilmesini talep etmişti.Bunun üzerine Atatürk,Einstein’ın bu isteğini kabul etmiş ve bilim adamları İstanbul ünüversitesinde çalışmaya başlamışlardı.Einstein’a
İsrail başkanlığı teklife edilir fakat bu teklifi geri çeviren Einstein,Dr. Ahaim Weizmann ile beraber “Jerusalem Musevi Üniversitesini” kurarlar.1945 yılında Rooswell’e yazdığı mektupta nükleer silahların yapılabileceğinden bağseder ve ilerleyen dönemlerde nükleer silahların ve atom bombasının kullanım şeklinden duyduğu rahatsızlığı hep dile getirir ve ayrıca Rooswelle yazdığı o mektutan hep pişmalık duymuştur.
Einstein 1948 yılında son olarak Brendeis Üniversitesinde görev almıştır ve 18 nisan 1955 yılında 76 yaşında geçirdiği beyin kanaması yüzünden Princeton,A.B.D
de hayatını kaybetmiştir.Einstein’ın üzerinde çalıştığı son çalışması olan Generallized Theory Of Gravitation adlı çalışmasını tamalayamamıştır…..

Albert Einstein’ın Çalışmaları

*Molekül boyutlarının hesaplanmasına ilişkin yeni bir yöntem önerdiği ilk incelemesiyle Zürich Teknik Üniversitesi’nden fizik doktoru ünvanını aldı.İskoçyalı botanikçi Robert Brown’un çiçektozlarında gözlemlediği “Brown hareketi”ne ilişkindi. Brown’ın gözlemlerine göre çiçektozları gibi küçük parçacıklar durgun bir sıvının içinde bile, durmadan hereket ediyordu. Daha önceleri bu olayın rastgele hareket eden sıvı moleküllerinin küçük parçalara çarpmasından olduğu düşünülüyordu. Einstein bu incelemesinde brown hareketin bi matematiksel durum olarak açıkladı

*Einstein’ın üçüncü makalesinde gene yıllar önce keşfedilmiş çok ilginç bir olaya açıklık getiriyordu. Üzerine ışık gönderilen bazı maddelerin elektron yaydığı ama ışığın şiddetini arttığında yayılan elektronların enerjisinde değil yalnızca sayısında artış olduğu biliniyordu. Einstein fotoelektrik etki adıyla bilinen bu olayın açıklamasını yaparken ışığın hem dalgalar halınde hem de enerji yüklü küçük parçacıklar halinde yayıldığını öne sürdü. Bu parçacıklar yani bugünkü adıyla fotonlar maddeye çarptığında atomlardan elektron koparıyor ama serbest kalan elektronlar maddeden kurtulmaya çalısırken atomların çekim kuvvetiyle enerji kaybediyordu. Einstein özellikle bu çalısmasıyla 1921 Nobel Fizik Ödülü’ne değer görüldü.

*Einstein aynı yıl yayımlanan dördüncü incelemesi en önemlisidir. Bu makalesinde özel görecelik kuramını 1916 da dahada geliştirerek genel görecelik kuramına ulaşmıştır. Einstein’ın kuramına göre cismin kütlesi,uzunluğu hatta olay süresince zamanın akış hızı cismin hızına bağlı olarak değişir. Bunlar insana inanılmaz gelen devrimci düşüncelerdi ve benimsenmesi çok uzun zaman aldı. Einstein’ın görecelik kuramıyla vardığı en önemli sonuçlardan biri de kütle ile enerjinin eşdeğerliliğidir. Demek ki kütle bir enerji birimi olduğuna göre kütleçekimi de bir kuvvet olarak değil uzayda kütlenin varlığından kaynaklanan bir enerji bandı olarak düşünmek gerekir. Bu nedenle uzaydaki büyük kütleli gökcisimlerinin yakınından geçen ısık ısınlarının doğrultusunda bir sapma olur bu da uzayın eğrilmesine yol açar. Einstein enerji ile kütle arasındaki eşitliği ünlü E=mc2(KARE) bağıntısıyla gösterdi. (E)enerji, (c)ısığın çarpma sayısı, (m) kütle. Işık hızının k****i çok büyük bir sayı olduğundan çok küçük bir kütle çok büyük bir enerjiye eşit olur.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Nikotin Nedir,

15/1/2009 · Kategori: BILIM ADAMLARI

Yabancı dergilerdeki sigara ilanlarının hemen hepsinde “zifti ve nikotin yüzdesi daha az” yazısını okuruz. Zift hepimiz tarafından bilinen bir şeydir ama nikotinin ne olduğunu hiç merak ettiniz mi? İnsanlar sigarada nikotin yüzdesinin düşük olmasını niçin isterler acaba?

Sigara içen kimseler bunu sırf iş olsun diye yapmazlar tabii. Bunu alışkanlık edinmelerinde belirli nedenler vardır.İçilen sigara sinir sistemi üzerinde belli ölçüde yatıştırıcı, yumuşatıcı bir etki yaratır.

Duyulan yorgunluk hissini adeta gizler. Bu nedenle,yorulmuşken sigara içen bir kimse yorgunluğunu giderdiğini zanneder. Daha ötesi, sigara içmenin hayal gücünü uyarmak bakımından da belirli ölçüde etkisi olduğu ileri sürülmektedir. Onun için, bazı kimseler sigara içerek daha iyi çalışabildiklerini söylerler.

 

Tütünün yapısındaki belli başlı maddelerden biri nikotindir. Tütünden ayrıştırılan saf nikotin doğrudan doğruya zehir etkisi yapar. Ancak, sigara içenlerin vücuduna saf nikotin etkisi sözkonusu olamaz. Nikotin, tütün yapraklarında bulunan kokulu,renksiz, zehirli bir sıva maddedir. Kimyasal özellikleri bakımından “alkaloit” ler sınıfındandır.İlk kez 1328 yılında, Posselt ve Reimann tarafından tütün yapraklarından elde edilmiştir.

Nikotin kelibesi, tütünü ilk olarak Fransa’ya getiren Lizbon elçisi Jacques Nicot’un adından gelmektedir.Tütünle ve az alındığı zaman canlandırıcı,uyarıcı etkiler yapan nikotin, çeşitli bezlerin salgılarını arttırır.

Kan basıncını yükseltir. Tütün yapraklarıyla yapılan sigaraların içiminde, nikotinin yaklaşık olarak 1/3 ile 1/7’si ısı etkisiyle buharlaşır, dumanla uçup gider. Bunun için zehirlenme olmaz.

Geri kalan nikotinin de az bir kısmı nefes borusu yoluluyla ciğerlere gider ve kana geçer. Orada çeşitli bileşikler tarafından işlem görür. Metil piridinyum hidroksit haline gelir , suda çözülür ve idrarla dışarı atılır.

Görüldüğü gibi bünye nikotini normal bir işlemle dışarı atmakta ve onun zararlı etkisinden kendini kurtarmaktadır.

Nikotin’in kimyasal formülü CoH4N2 dir. 247 derecede kaynar, yoğunluğu 1. 033 tür. Birçok tütün türünde nikotinin mevcudiyetinin oranı % 2 ile 7 arasındadır. Türk tütününde nikotin yüzdesi son derece düşüktür. İyi Havana tütününde de nikotin gayet azdır. Nikotin böceklere, haşarata karşı toz ve sıvı ilaçların yapımında kullanılır.

Saf nikotinin çok az miktarda olanı bile nabzın atışlarını düşürür,kusmaya,halsizliğe,soğuk ter dökülmesine ,halsizliğe, göz kararmasına yol açar. Filtreli sigaralar, tütünde mevcut nikotinin daha azının vücuda girmesinde büyük rol oynamaktadır

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

DNA Nedir

15/1/2009 · Kategori: BILIM ADAMLARI

DNA NEDIR 

Güçlü bir elektron mikroskobuyla bakıldığında sizi oluşturan hücreyi görürüz.Peki ya DNA nerede?DNA,hücrenin ortasındaki,kromozom adı verilen 46 tane çok uzun ve çok ince iplikçiğin içinde.Bu iplikçiler o kadar incedir ki onları elektron mikroskobunun yardımı ile bile göremezsiniz.Ama bu tek hücrenin içindeki bütün DNA'yı söküp alabilseydiniz elde edeceğiniz DNA,bir buçuk metre uzunluğunda olurdu!DNA iplikçilerinin kalınlıklarını gözünüzde canlandırabilmemiz de aynı ölçüde zordur;bir fikir edinebilmemiz için şunu söyleyebiliriz:Bir dikiş iğnesinin deliğinden beş milyon tane iplikçiği aynı anda geçirebilirsiniz!Bir hücre bölünmek üzereyken DNA kıvrılarak sıkışır.Kromozomları görebilmenizin nedeni de budur.Şekilleri X'i andırır.Benzersiz bir canlı yapılması için gerekli bilgilerin tümü bu kromozomların içinde bulunmaktadır.

DNA tam olarak neye benzer?Kromozomlardan birindeki bir DNA iplikçiğini alıp inceleyelim.Baktığınız şeyleri elli milyon kere büyüten sihirli bir gözlük taktığınızı düşünün.(Böyle bir gözlükle bir kum tanesini bir dağ kadar büyük görürdünüz.)Artık bir DNA iplikçiğini kolayca görebilir ve onun en önemli sırrını öğrenebilirsiniz.Aslında DNA iplikçiği bir değil iki diziden oluşur.Birbirinin etrafında dolanan bu diziler,DNA'nın bükülmüş bir merdiven gibi görünmesine neden olur.Bu şekil ikili sarmal olarak adlandırılır.
Hücreler vücudumuzun yapıtaşlarıdır.23 kromozomlu bir sperma hücresi ile 23 kromozomlu bir yumurta hücresi birleşince,sizi oluşturan o ilk hücre ortaya çıkmış oldu.Bu ilk hücre,DNA'sını kopyalayarak bölündü ve aynı plana sahip iki ayrı hücre oluştu.Sonra bu iki hücre dört hücre oldu;dört hücre sekiz hücre oldu;bu süreç milyonlarca hücre ortaya çıkına,yani siz oluşana dek böyle devam etti.İlgi çekici nokta ise her bir hücrenin bölünüşü sırasında DNA planının da kopyalanmış olmasıydı.Her bir hücremiz 46 kromozom vardır.

Önce ikili sarmal açılıyor,böylece iki ayrı DNA dizisi ortaya çıkıyor.Sonra her dizi başka bir dizinin yapılması için model olarak kullanılıyor.DNA'yı oluşturan kimyasal maddeler hücrenin içinde serbest bir biçimde yüzer ve kusursuz bir düzende bir araya gelirler.Bu dört kimyasal madde şunlardır:Adenin,Timin,Sitozin ve Guanin.Sırasıyla A,T,C ve G harfleriyle gösterilen bu kimyasal maddeleri,çizimlerde dört farklı renkle gösterdik.Kimyasal maddelerin hangi kurala göre birleştiklerini bulabildiniz mi?
A her zaman T ile birleşir.
T her zaman A ile birleşir.
C her zaman G ile birleşir.
G her zaman C ile birleşir.
Kopyalanma işi sona erdiğinde46 kromozomun her birinde tıpatıp aynı iki DNA iplikçiği oluşur.DNA planınız gizli bir şifre gibidir.Amao kadar karmaşıktır ki bilim adamları bu şifreyi ancak 1940'lı yıllardan sonra,biraz olsun çözmeyi başarmışlardır.Peki ama bu gizemli,bükülmüş iplikçik nasıl oluyor da sizin oluşmanızı sağlıyor?Şöyle:
Vücudunuz hücrelerden oluşmaktadır.Hücreleriniz,su,proteinler,DNA,şekerl er ve yağlardan oluşmaktadır.DNA,proteinlerin yapımında kullanılan şifredir.Proteinler önemlidir,çünkü hücreye işini yapması için gerekli olan diğer kimyasal maddeleri üretmesinde yardımcı olur.Hücrelere şekillerini ve renklerini veren proteinlerdir.DNA planınızda,yaklaşık 50 bin farklı tipte protein yapılabilmesini sağlayan tarifler bulunur.Her bir protein tarifi,DNA iplikçilikleri içinde A,T,C,G kimyasal maddelerinden oluşan bir dizi biçiminde yer alır.Protein tariflerine gen adı verilir.
 

Kaynak : www.turksite.eu

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Leonardo Da Vinci

15/1/2009 · Kategori: BILIM ADAMLARI

1452- 1519 yılları arasında yaşamış eşsiz ressam ve filozof, yaşadığı dönemin en büyük mucit ve deneyci bilimadamıdır. Leonardo da Vinci Rönesans’ın simgesidir.

” Mona Lisa” ve ” Son Yemek” tablolarının yaratıcısı Leonardo’nun sanat dünyasındaki yüce konumu hemen herkesçe bilinen bir gerçek. Ama bilimadamlığı kimliği için aynı şey söylenemez. Bir kez, yüzyılımıza gelinceye dek bu kimlik sanatçı kişiliğinin gölgesinde ya gözden kaçmış, ya da, önemsenmediği için unutulmuştur. Sonra, bu unutulmuşlukta Leonardo’nun kendi sıra dışı tutumunun da payı vardır.

Bilimsel çalışmalarını yayımlamaktan özenle kaçındığı gibi, tuttuğu notları düpedüz okumaya elvermeyen kendine özgü bir yöntemle kaleme almıştı (400 yıl mahzende kalan, çizimleriyle birlikte yaklaşık 5000 sayfa tutan bu notlar sağdan sola doğru yazıldığı için ancak aynada yansıtılarak okunabilmiştir).

Leonardo, yaşam boyu biriken gözlemsel bulgularını; botanik, jeoloji, coğrafya, anatomi ve fizyoloji alanlarındaki inceleme sonuçlarını; mimarlık, şehir planlama, su ve kanalizasyon projelerini; savaş teknolojisine ilişkin buluş ve icatlarım bu notlarda saklı tutmuştu. Notların yüzyılımızın başında gün ışığına çıkarılmasıyla dev sanatçının aynı zamanda, ilgi alanı son derece geniş büyük bir bilimadamı olduğu kesinlik kazanır.

<_script /><_script /> <_script /> <_script />
Notlar sonraki yüzyıllarda ortaya çıkan bilimsel buluş ve atılımların pek çoğunun ipuçlarını içermekteydi.

Leonardo mesleğinde cerbezeliğiyle tanınan hukukçu bir baba ile köylü bir hizmetçi kızın evlilik dışı çocuğu olarak dünyaya gelmişti. Doğar doğmaz dede evine uzaklaştırılan bebek anasını hiç görmemenin acısıyla büyür. Babasının ilk yıllardan başlayarak eğitimiyle yakından ilgilenmesi çocuk için belki de tek teselli kaynağı olur. Okul yıllarında en çok matematik problemlerini çözmede gösterdiği üstün yetenekle dikkatleri çeken çocuk, bir yandan da yaptığı güzel resimlerle çevresinden hayranlık topluyordu.

Onaltı yaşına geldiğinde dönemin tanınmış artisti Andrea del Verrochio’nun yanma çırak olarak girer. Ustasının gözetiminde coşkuyla işe koyulan delikanlı çok geçmeden ağaç, mermer, kil ve metal işlemede büyük beceri kazanır. Olağanüstü yeteneklerini gören usta çırağının Latin ve Grek klasikleriyle felsefe, matematik ve anatomi üzerinde öğrenimini sürdürmesine yardımcı olur. Öyle çok boyutlu bir öğrenim, Verrochio’ya göre, gerçek bir sanatçı için vazgeçilmez bir gereksinimdi.

Çıraklık dönemini yirmialtı yaşında noktalayan Leonardo başvurusu üzerine Artistler Loncası’na kabul edilir. Artık, kendi yönünü çizme, geleceğini kurma özgürlüğüne kavuşmuş demekti. Büyüleyici resim ve yontularının yanı sıra ortaya koyduğu mühendislik projeleriyle Dük’lerin ilgisini kazanan genç adam, yaşamını sırasıyla Floransa, Milano, Roma saraylarında sürdürme olanağı bulur; son üç yılını ise Fransa’da Kral Francois I’in koruyuculuğunda geçirir.

Leonardo çok yönlü etkinlikler içinde sürekli uğraş veren bir kişiydi, ancak yeterince dirençli değildi. Çoğu kez, coşkuyla üstlendiği bir çalışmayı bitirmeden, daha çekici bulduğu başka bir işe yönelir, yeni serüvenler arkasında koşardı. Asıl tutkusu sanattı kuşkusuz. Sanat dışı çalışmalarında özellikle esemenli ve dağınıktı. Projelerinin pek çoğu kağıt üzerinde kalmış, ya da, tam sonuçlandırılmadan bir kenara itilmişti.

Projeleri arasında çok önemsediği, deneysel olarak gerçekleştirmeye çalıştığı uçak, helikopter, paraşüt türünden araçlar, çeşitli silah modelleri vardı. Anatomi konusundaki incelemeleri hiç kuşkusuz dönemin en değerli bilimsel çalışması diye nitelenebilir. Hayvan ve insan cesetleri üzerindeki teşrih çalışmaları, sayısı 750′yi bulan ayrıntılı çizimleri ona anatomi tarihinde üstün bir yer sağlamıştır.

 

Fizyolojinin gelişmesine yaptığı katkıları arasında en başta kanın işlev ve devinimine ilişkin çalışması gelir. Kalbin kaslarını ayrıntılarıyla incelediği özellikle kapakçıkların işlevini iyi kavradığı çizimlerinden anlaşılmaktadır. Kanın tüm organizmaya yayılarak doku ve organları nasıl beslediğini, çökeltileri nasıl temizlediğini açıklamaya çalışır. Organizmadaki kan devinimini suyun doğadaki devinimine benzetir: Bulutlardan yağışla inen su deniz ve göllerde toplanır, sonra buharlaşarak yeniden bulutları oluşturur. Bu benzetişte, Harvey’in 100 yıl sonra olgusal olarak doğruladığı “kan dolaşımı” hipotezini bulabiliriz.

Astronomiye gelince, Leonardo’nun bu alanda Kopernik’i öncelediği söylenebilir. Kilisenin o sıra gösterdiği hoş görüden de yararlanarak, yerkürenin güneş çevresinde bir gezegen olduğunu ileri sürebilmişti. Oysa yerleşik öğretiye göre dünyamız evrenin merkezinde sabitti. Göksel nesneler ise kutsal nitelikleriyle apayrı bir ortamda devinmekteydiler.

Leonardo’nun fizikte, özellikle mekanik dalında, ulaştığı bazı sonuçlarla Galileo ile Newton’u da öncelediği bilinmektedir. “Canlılar dışında algıladığımız hiç bir nesne kendiliğinden devinime geçmez,” diyen Leonardo, “her nesnenin devindiği yönde ağırlığı olduğunu, serbest düşen bir cismin düşmede geçen zamanla orantılı olarak ivme kazandığını” ileri sürmekle de kalmaz; daha ileri giderek, egemen Aristoteles öğrentisinin tam tersine, kuvveti devinimin değil, hız veya yön değiştirmenin nedeni olarak gösterir. Bu savın daha sonra mekaniğin devinim yasalarından biri olarak dile getirildiğini biliyoruz.

Aristoteles’in öğretilerine uzak duran Leonardo’nun Arşimet’e çok yakın ilgi göstermesi ilginçtir. Arşimet’in yapıtları o sıra henüz basılmamıştı. Ellerde dolaşan bir kaç el yazması kopya da, okunur gibi değildi. Bu kaynakları çok önemseyen Leonardo’nun okunaklı iyi nüsha elde etmek için başvurmadığı kimse, çalmadığı kapı kalmaz. Amacı: klasik çağın öncü bilimadamının kaldıraç ve hidrostatik konularındaki buluşlarını bilim dünyasına tanıtmak, “Arşimet” adını layık olduğu yere yükseltmekti.

Su ve havada dalgasal devinim, ses oluşumu vb. olgularla da ilgilenen Leonardo, ışığın da dalgasal nitelikte devinme olasılığından söz etmişti. Onun ilginç bir gözlemi de, yarım ay’ın karanlık bölümünün belirsiz de olsa görünmesine ilişkindir. “Eski ay, yeni ay’ın kucağında” diye betimlediği bu olayı, dünyamızın yansıttığı ışıkla açıklar.

Leonardo’ya jeolojinin öncüsü gözüyle de bakılabilir. Dağ yamaçlarında topladığı fosillerin bir bölümünün deniz yaratıklarına ait olduğunu söyler; yerküre kabuğunun zamanla değişikliklere uğradığı, yeni tepe ve vadilerin oluştuğu gibi noktalara değinir. Üstelik bu tür oluşumların salt doğal nedenlere bağlı olduğunu vurgulamaktan da geri kalmaz.

Simya, astroloji ve büyü türünden uygalamaları aldatmaca bulduğunu açıkça söyleyen Leonardo, doğayı neden-sonuç ilişkisi içinde düzenli, nesnel bir gerçeklik olarak algılıyordu. Dinsel inançlara saygılıydı, ama onun için bilim teolojik baskıdan uzak, özgür bir arayış olduğu ölçüde amacına ulaşabilirdi. Leonardo’nun bilimsel yöntem anlayışı neredeyse çağdaş anlayışla eşdeğer düzeydedir. Bu anlayışta “olgusal veri - açıklayıcı kuram etkileşimi” temel öğedir.

Leonardo’nun sezgisel de olsa bunun ayırdında olması oldukça şaşırtıcı; çünkü, bu noktanın açıklık kazanması çağımız bilim felsefesini beklemiştir. Leonardo bilimde deney gibi matematiğin de önemini kavrayan bir düşünürdü. Ona göre insanoğlu sürgit kesinlik arayışı içinde olmuştur. Ancak, kesinlik görecelidir; olduğu kadarıyla, doğal bilimlerde değil, soyut zihinsel kavramlarla sınırlı kalan matematikte bulunabilirdi. İşe gözlemle başlayan bilimadamı ise, ulaştığı açıklamaları gözlem ya da deneye başvurarak doğrulamakla yetinmeliydi.

Vurguladığı bir nokta da, teori ile uygulamanın elele gitmesi gereğiydi: Uygulamaya elvermeyen teoriyi anlamsız, teoriye dayanmayan uygulamayı kısır sayıyordu. Doğaya tüm saplantılardan arınmış bir kafayla, bir çocuğun her şeyi kucaklayan açık yüreğiyle yaklaşmayı öğütlüyordu.

Onun gözünde sanat, felsefe ve bilim kültürün bütünlüğünde birleşen, etkileşim içinde gelişen çalışmalardı. Sanatı salt yaratıcı imgelemin, felsefeyi soyut düşüncenin, bilimi deneyin ürünü sayıp birbirinden ayrı tutmak yanlıştı. Leonardo değişik ölçülerde de olsa hepsinde yaratıcı imgelemin, soyut düşüncenin ve olgusal deneyimin payı var demekteydi.

Tüm ilgi alanlarında evrensel bir deha, yetkin bir örnek sergileyen Leonardo, son günlerinde, zengin yaşam öyküsünü basit bir tümcede dile getirmişti: “Nasıl yaşamam gerektiğini anlamaya başladığımda, nasıl ölmekte olduğumu gördüm. ”

Öldüğünde 67 yaşındaydı, ama bedensel olarak tükenmişti. Güçlü bir beynin amansız sürükleyişi içinde, durmadan bulmak ve yaratmak savaşımı veren bu insanın yaşamı acı dolu güzelliğiyle gerçek bir dramdı.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::